top of page
dergi.png

İlk Sayı

Mart 2026'da

Yayında!

Bir Milletin En Hüzünlü Perşembesi: 10 Kasım 1938

Bir Milletin En Hüzünlü Perşembesi: 10 Kasım 1938

9 Kasım 2025

Sanal Tarih Editörü

Takvim yaprakları 10 Kasım'ı gösterdiğinde, Türkiye için zaman farklı bir anlam kazanır. Bu tarih, yalnızca bir takvim günü değil, modern bir ulusun kurucusuna olan bağlılığının, sevgisinin ve minnetinin topluca ifade edildiği kolektif bir hafıza anıdır. 10 Kasım 1938, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumduğu gündür. Ancak bu tarih, bir "son" olarak değil, onun fikirlerinin ve mirasının her zamankinden daha güçlü bir şekilde yaşatılmaya başlandığı bir "anma" ve "anlama" günü olarak tarihe geçmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal Atatürk'ün sağlık sorunları aslında 1937 yılının sonlarına doğru belirtiler göstermeye başlamıştı. Yoğun devlet işleri, aralıksız çalışmaları ve ülkenin geleceği için giriştiği projeler, sağlığını ciddi şekilde etkilemişti. 1938 yılının başlarında, Yalova'daki bir ziyaret sırasında yaşadığı rahatsızlık üzerine yapılan tetkikler, acı gerçeği ortaya çıkardı: Atatürk'e, o dönemde tedavisi oldukça zor olan siroz teşhisi konulmuştu. Bu teşhise rağmen, Atatürk'ün önceliği hiçbir zaman kendi sağlığı olmadı. Hastalığının ciddiyetini bilmesine rağmen, "Hatay Meselesi" gibi ulusal davalarla bizzat ilgilenmeye devam etti. Mersin ve Adana'ya yaptığı geziler, hastalığına rağmen vatan toprağı için son bir gayret gösterdiğinin kanıtıydı. Durumunun ağırlaşması üzerine, Fransa'dan ünlü doktor Noel Fissinger davet edildi. Doktorların tüm tavsiyeleri "mutlak istirahat" yönündeydi. Ancak o, Dolmabahçe Sarayı'ndaki odasında bile devlet evraklarını incelemeye, ülkenin gidişatını takip etmeye çalıştı. 1938 yılının sonbaharı, hem Atatürk için acı dolu bir bekleyiş hem de tüm ülke için endişeli bir sükunet içinde geçti. Hatay Anavatan'a katıldıktan sonra, kutlamalar sırasında. Hastalıkla geçen ayların ardından, 8 Kasım 1938'de Atatürk ağır bir komaya girdi. İki gün boyunca tüm Türkiye, radyo başında ve gazetelerde gelecek iyi bir haberi bekledi. Ancak 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı, saatler 09:05'i (dokuzu beş geçe) gösterdiğinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalbi durdu. Atatürk hasta yatağında, Dolmabahçe, 1938 Atatürk'ün tedavi gördüğü Dolmabahçe Sarayı'ndaki 71 numaralı odada, doktorları Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Dr. Refik Saydam ve diğer hekimlerin tüm müdahalelerine rağmen, büyük lider ebediyete intikal etti. O anda odada bulunan saatin 09:05'te durdurulduğu rivayet edilir. Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'ın gözyaşları içinde hazırladığı resmi tebliğ, kısa sürede tüm ülkeye ve dünyaya yayıldı: "Reisicumhur Atatürk, 10 İkinciteşrin (Kasım) 1938 Perşembe sabahı saat dokuzu beş geçe, büyük bir milletin ve beşeriyetin matemleri arasında terk-i hayat eylemişlerdir." O günden bu yana her 10 Kasım'da, saat tam 09:05'te Türkiye'de hayat durur. Bu, bir kanun veya zorunlulukla değil, tamamen toplumsal bir reflekse dönüşmüş bir saygı duruşudur. O an çalan sirenler, bir felaketi değil, bir milletin atasına olan vefa borcunu ve sevgisini haykırır. Trafikteki şoförler kontak kapatıp araçlarından iner, yolda yürüyen vatandaşlar durur, fabrikalardaki işçiler makinelerini susturur ve öğrenciler okullarında ayağa kalkar. İki dakika boyunca tüm ülke, derin bir sessizlik içinde, o anı ve o büyük kaybı yeniden hisseder. Bu kolektif eylem, Atatürk'ün sadece bedenen aramızdan ayrıldığını, ancak fikirlerinin ve manevi varlığının bu topraklarda ne kadar güçlü bir şekilde yaşadığını gösteren en dokunaklı anlardan biridir. Dünya Liderleri ve Basını Gözünden "Atatürk" Atatürk'ün vefatı, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada derin bir yankı uyandırdı. O'nun sadece bir ulusun kurtarıcısı değil, aynı zamanda sömürge altındaki tüm mazlum milletler için bir ilham kaynağı ve çağdaşı olan devlet adamları için de saygıdeğer bir lider olduğu, vefatının ardından yazılanlarda açıkça görülüyordu. İngiltere Başbakanı Winston Churchill: "Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır." Fransız Gazetesi Le Temps: "Atatürk, yalnız kendi yurdunun tarihini değil, aynı zamanda Avrupa'nın da tarihini değiştirmiştir. O'nun ölümüyle, Avrupa'nın bir köşesinde bir denge unsuru kaybolmuştur." Alman Basını: "Atatürk, eskiyen ve köhnemiş bir imparatorluktan, taze bir güçle yaşayan, modern bir Türkiye yaratmıştır." Cenaze törenine katılan yabancı devletlerin sayısız temsilcisi ve askeri birlikleri, onun uluslararası alandaki saygınlığının bir göstergesiydi. Ebediyete Uğurlanış: İstanbul'dan Ankara'ya Yolculuk Atatürk'ün cenaze töreni, bir ulusun kurucusuna nasıl veda ettiğini gösteren, tarihe kazınan bir süreçti. Dolmabahçe Sarayı'nda (16-18 Kasım) Türk bayrağına sarılı naaşı, Dolmabahçe Sarayı'ndaki tören salonunda bir katafalk üzerine konuldu. Üç gün boyunca on binlerce insan, gözyaşları içinde son görevlerini yapmak için O'nun önünden saygıyla geçti. Atatürk'ün naaşı 16 Kasım Çarşamba günü Dolmabahçe Sarayı'nın muayede salonunda üzeri Türk bayrağına sarılmış şekilde katafalka konuldu ve Başbakan Celal Bayarın eşliğinde saygı geçişi başladı. 19 Kasım'da, naaşı Dolmabahçe'den alınarak, top arabasıyla Sarayburnu'na getirildi. Burada, Kurtuluş Savaşı'nın simgelerinden biri olan Yavuz Zırhlısı'na nakledildi. İstanbul Boğazı'nda, donanmanın ve yabancı gemilerin eşlik ettiği hüzünlü bir geçişle İzmit'e doğru yola çıktı. Atatürk'ün naaşı Sarayburnu'nda. 19 Kasım'da İzmit'ten özel bir trene alınan naaşı, yol boyunca istasyonlarda toplanan binlerce vatandaşın gözyaşları ve ağıtları eşliğinde Ankara'ya doğru ilerledi. Atatürk'ün naaşı, 19 Kasım 1938 Cumartesi günü sabahı Prof. Dr. Şerafettin Yaltkaya tarafından cenaze namazının kılınmasının ardından 12 generalin omuzunda sarayın dış kapısına çıkarıldı. Ankara Garı'nda devlet erkanı tarafından karşılanan cenaze, 21 Kasım'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önündeki katafalka konularak milletvekillerinin ve halkın ziyaretine açıldı. Atatürk’ün naaşı Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka konuldu. Atatürk için, başkenti Ankara'da, "Rasattepe" (şimdiki Anıttepe) mevkiinde kalıcı bir anıt mezar yapılması kararlaştırılmıştı. Ancak bu anıtın (Anıtkabir) inşası yıllar sürecekti. Bu nedenle, 21 Kasım 1938'de yapılan büyük cenaze töreninin ardından, Atatürk'ün naaşı, Anıtkabir tamamlanana kadar Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine defnedildi. Naaşı, tam 15 yıl boyunca Etnografya Müzesi'nde, ulusunun kalbinde bekledi. Anıtkabir'in inşasının tamamlanmasının ardından, Atatürk'ün vefatının 15. yıl dönümünde, 10 Kasım 1953'te, naaşı Etnografya Müzesi'nden alındı. Milyonların katıldığı görkemli ve bir o kadar da hüzünlü bir törenle, kurduğu Cumhuriyet'in başkentini seyreden ebedi istirahatgahı Anıtkabir'e nakledildi. O gün, Türkiye için bir yas günü olduğu kadar, O'na layık bir anıtı tamamlamanın da gurur günüydü. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'de. 10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti için resmi bir tatil değildir. Bu bilinçli bir tercihtir. Atatürk, "Beni görmek demek, behemehal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir" sözüyle, asıl olanın bedensel varlığı değil, fikirsel mirası olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle 10 Kasım, bir yas günü olmaktan çok, onun "en büyük eserim" dediği Cumhuriyete, bilime, akla, laikliğe ve tam bağımsızlığa olan bağlılığı tazelediğimiz bir "anlama" günüdür. Tarih blogları için 10 Kasım, sadece bir liderin ölümünü değil, bir ulusun O'nun fikirleri etrafında nasıl kenetlendiğini ve bu fikirlerin bir ulusu nasıl geleceğe taşıdığını incelemek için eşsiz bir fırsattır.

4

dk.

Protestanlık Nasıl Ortaya Çıktı?

Protestanlık Nasıl Ortaya Çıktı?

2 Kasım 2025

3

dk.

Türk Modernleşmesinin Dönüm Noktası Olarak Cumhuriyetin İlanı

Türk Modernleşmesinin Dönüm Noktası Olarak Cumhuriyetin İlanı

29 Ekim 2025

3

dk.

İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun Tarihsel Önemi Nedir?

İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun Tarihsel Önemi Nedir?

6 Ekim 2025

3

dk.

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

17 Eylül 2025

2

dk.

Eski Dünya Haritası
1.png
2.png

Sorularla Tarih

Protestanlık Nasıl Ortaya Çıktı?

Protestanlık Nasıl Ortaya Çıktı?

2 Kasım 2025

Sanal Tarih Editörü

16.yüzyıl Avrupa’sı, toplumsal ve siyasal yapıda belirgin kırılmaların yaşandığı bir dönemdi. Katolik Kilisesi, Ortaçağ boyunca sürdürdüğü geniş otoritesine rağmen 14. ve 15. yüzyıllarda yaşanan krizler nedeniyle nüfuz kaybetmeye başlamıştı. Avignon Papalığı ve Batı Schizması gibi kurumsal çalkantılar, Kilise’nin evrensel temsil iddiasını zayıflatmış; Kara Veba’nın yıkıcı etkileri ise ruhban sınıfının otoritesini sorgulatmıştı. Bu ortamda ekonomik ve siyasal gücünü korumakta zorlanan Kilise, endüljans satışları gibi uygulamalar nedeniyle halkın giderek artan eleştirileriyle karşı karşıya kalmıştı. Özellikle affın maddi karşılıkla alınabileceği algısını güçlendiren bu uygulamalar, hem ruhani itibar hem de ahlaki güven açısından ciddi bir erozyona yol açıyordu. Martin Luther'in 95 Tezi Wittenberg Kilisesi kapısına çivilediğini gösteren resim çalışması Aynı dönemde Avrupa’da yükselen hümanist düşünce, bireysel okuma ve özgün kaynaklara dönüş hareketini teşvik ediyordu. Rönesans hümanizminin ad fontes ilkesi, kutsal metinlerin Latince çevirileri yerine özgün dillerinde incelenmesine olanak sağladı. Erasmus gibi hümanistlerin eleştirileri, Kilise’nin entelektüel kapasitesine yönelik şüpheleri artırırken; yeni bir düşünsel zeminin oluşmasına katkıda bulundu. Öte yandan matbaanın yayılması, bilgiyi erişilebilir kılarak fikrî hareketlerin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Böylece Avrupa, geleneksel otoritelere meydan okumaya hazır bir entelektüel atmosfere sahip olmuştu. Protestanlık nasıl ortaya çıktı sorusuna gelecek olursak, bu ortamda yetişen Martin Luther, yoğun bir içsel muhasebe sürecinden geçerek teolojik arayışlarını derinleştirmişti. Augustinusçu tarikat üyesi olarak manastır yaşamına girdiğinde, günah, adalet ve kurtuluş kavramları üzerine yoğunlaştı. Pavlus’un mektuplarını ayrıntılı biçimde incelemesi, onu “imanla aklanma” öğretisine götürdü. Luther’e göre insan, doğası gereği günahkârdır ve iyi eylemler kurtuluşu sağlamaya yetmez; kurtuluş, Tanrı’nın lütfunu imanla kabul eden kişiye verilen ilahi bir armağandır. Bu yaklaşım, Katolik Kilisesi’nin sakramentlere ve iyi işlere dayalı teolojik yapısıyla temelden çelişiyordu. Böylece Luther’in düşünsel yönelişi, Kilise’nin otoritesinin merkezine dokunan bir nitelik kazandı. Luther’in 1517’de kaleme aldığı 95 Tez, başlangıçta akademik bir tartışma çağrısından ibaretti; fakat matbaanın etkisiyle Avrupa genelinde hızla yayıldı. Tezlerde endüljans uygulamasının teolojik temelleri sorgulanıyor ve gerçek tövbenin içsel bir dönüşüm olduğu savunuluyordu. Ancak bu eleştiriler zamanla Kilise’nin ruhsal yetkilerini ve Papalık’ın otoritesini hedef alan daha geniş bir meydan okumaya dönüştü. Papalık, Luther’i aforoz ederek düşüncelerini bastırmaya çalıştı; fakat Luther, Worms Diyeti’nde görüşlerini geri çekmeyi reddederek açık bir direnç sergiledi. Bu tutum, onu yalnızca teolojik bir reformcu değil, siyasal bir figür hâline de getirdi. Reformun geniş kitleler tarafından benimsenmesinde siyasal unsurların rolü azımsanamaz. Alman prensleri, Papalık’ın ekonomik taleplerinden ve merkeziyetçi baskısından rahatsızdı. Luther’in fikirleri, yerel siyasal özerklik arayışlarıyla birleşince Reform için uygun bir ortam oluştu. Böylece birçok Alman bölgesinde Lutherci öğreti devlet desteğiyle kurumsallaştı. Luther’in İncil’i Almancaya çevirmesi, hem dini bilgiyi halkın erişimine açtı hem de Almanca dilinin standartlaşmasına katkı sağladı. Protestanlık bu süreçte yalnızca bir teolojik akım değil, aynı zamanda bir kültürel ve toplumsal dönüşümün aracı hâline geldi. Reform hareketi kısa sürede Almanya sınırlarını aşarak Avrupa’nın farklı bölgelerinde özgün biçimler aldı. İsviçre’de Zwingli ve Calvin gibi isimler, Luther’in öğretilerini farklı teolojik yönelimlerle birleştirerek yeni reform gelenekleri yarattı. İngiltere’de VIII. Henry döneminde yaşanan kopuş ise Protestanlığın siyasal yönünün ne kadar belirleyici olabileceğini gösterdi. Bu genişleme, Protestanlığın tek tip bir yapıdan ziyade çeşitli yerel geleneklerin oluşturduğu çok katmanlı bir dinî hareket hâline gelmesini sağladı. Reformun etkileri uzun vadede Avrupa’nın toplumsal ve siyasal düzenini köklü biçimde değiştirdi. Devlet otoritesi dinsel kurumlardan bağımsızlaşmaya başlayarak laikleşme sürecini hızlandırdı. Eğitim alanında okuryazarlık oranları arttı; çünkü Protestan anlayışa göre her bireyin Kutsal Kitap’ı okuyup yorumlayabilmesi gerekiyordu. Bu durum hem bireysel düşüncenin güçlenmesini sağladı hem de modern vatandaşlık kültürünün temellerini attı. Ekonomik alanda rasyonelleşme, çalışma disiplini ve bireysel sorumluluk gibi değerler öne çıkmış, Weber’in daha sonra “Protestan Ahlakı” kavramıyla ilişkilendirdiği kültürel dönüşüm ortaya çıkmıştı. Sonuç olarak Martin Luther’in hareketi, yalnızca Katolik Kilisesi’ne yöneltilmiş bir teolojik eleştiri değil, Avrupa’nın tarihsel gelişimini şekillendiren büyük bir kırılma noktasıdır. Teolojik, siyasal, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla Reform, modern dünyanın oluşum sürecine etkide bulunmuş; birey, otorite ve özgürlük kavramlarının yeniden tanımlanmasına katkı sağlamıştır. Luther’in düşünceleri ve Reform hareketinin yarattığı dönüşüm, günümüz toplumlarında dahi etkisini sürdüren bir tarihsel miras olarak önemini korumaktadır.

3

dk.

İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun Tarihsel Önemi Nedir?

İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun Tarihsel Önemi Nedir?

6 Ekim 2025

3

dk.

Birinci Anafartalar Muharebesi: İngilizler Neden Suvla’dan İlerleyemedi?

Birinci Anafartalar Muharebesi: İngilizler Neden Suvla’dan İlerleyemedi?

9 Ağustos 2025

2

dk.

Çanakkale Zaferi Nedir ve Neden Önemlidir?

Çanakkale Zaferi Nedir ve Neden Önemlidir?

17 Mart 2025

2

dk.

Akşemseddin Kimdir? İstanbul’un Fethindeki rolü ve Mikrobu İlk Keşfeden Bilim İnsanı

Akşemseddin Kimdir? İstanbul’un Fethindeki rolü ve Mikrobu İlk Keşfeden Bilim İnsanı

2 Mart 2025

3

dk.

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

17 Eylül 2025

2

dk.

Osmanlı’da Ramazan Ayı Nasıl Yaşanırdı?

Osmanlı’da Ramazan Ayı Nasıl Yaşanırdı?

25 Mart 2025

3

dk.

Otlukbeli Savaşı Nasıl Yaşandı? Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Zaferi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Otlukbeli Savaşı Nasıl Yaşandı? Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Zaferi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

16 Mart 2025

2

dk.

Çandarlı Ailesi: Osmanlı’yı Şekillendirenler Neden Tarihten Silindi?

Çandarlı Ailesi: Osmanlı’yı Şekillendirenler Neden Tarihten Silindi?

23 Şubat 2025

4

dk.

Adsız tasarım.png

Son Videolar

Yazarlar

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page